Türk Siyasi Tarihinde Özgürlükçülük ve Statüko
Ben, kendi liberal görüşlerimle birlikte bir Türk vatandaşı olmamdan mütevellit doğal olarak tavizsiz bir şekilde Türk Devrimi'nin temel kazanımlarını; ulus-devlet yapısı, cumhuriyet, üniterizm, idari adem-i merkeziyetçilik, hukukun üstünlüğü, laiklik ve liyakat statükosunun muhafazakarlığını yapıyorum.
Türk Tarihinde Kağanlıklar
A-1 Bireycilik ve Gönüllü Koordinasyon
Göçebeliğin temelini oluşturan sürü hayvancılığı, bireyin çevresel şartlara uyum sağlayarak hayatta kalma kapasitesini maksimize eden ekolojik akılcılığın doğrudan bir yansımasıdır. Bireyin çadırı, sürüsü ve silahı üzerindeki mutlak mülkiyeti, hayatta kalma stratejisinin temel parametresidir. Sürekli göç, büyük sürü avları veya düşman saldırıları gibi çevresel şoklar, popülasyon üzerinde şiddetli dalgalanan seçilim baskıları yaratır. Bu kriz anlarında ortaya çıkan toplu hareket ve işbölümü, bireyin genetik aktarımını ve mülkiyetini güvenceye alan sosyal ağın toptan çöküşünü engellemek için devreye soktuğu üst düzey bir gönüllü koordinasyon ve karşılıklı özgecilik mekanizmasıdır.
A-2 Ekonomik Özgürlük ve Özel Mülkiyet
Bozkır töresinin mülkiyet anlayışı, binlerce yıllık deneme-yanılma süreçleriyle kendiliğinden doğan düzenin ta kendisidir. Bireyin atı ve sürüsü üzerindeki kişisel hakimiyeti, başkalarının emeğini sömürmeye karşı geliştirilmiş evrimsel ve caydırıcı bir savunma hattıdır. Merkezi devletin vergi veya gümrük yoluyla bu birikime el uzatmaması, bilgi iflasına mahkum olan kurucu akılcılığın reddedildiğini ve ekonomik entegrasyonun doğrudan bireyin işlevsel tutarlılığına bırakıldığını gösteriyor. Otlaklar ve su kaynakları gibi hayati alanların boy temelinde ortak yönetimi ise, kaynak tüketim trajedilerini yerel bazda çözen tipik bir çok merkezli hukuk adaptasyonudur. İhlallere karşı uygulanan sert yaptırımlar, sosyal ağın güvenilirliğini koruyan ve sömürüyü maliyetli kılan rasyonel bir yeniden kalibrasyon aracı olarak çalışmıştır.
A-3 İdari Adem-i Merkeziyetçilik
Geniş steplerin yarattığı devasa bilgi akışı, tek bir merkezin işleyemeyeceği kadar asimetrik ve yereldir. Bu nedenle Türk bozkır devletlerinin boylara dayalı esnek yönetim modeli, merkezi planlama kibrini yerle bir eden ekolojik akılcı bir ağ mimarisidir. Kağanın, Gök Tanrı'dan aldığı "kut", makro düzeyde siyasi birliği ve işlevsel tutarlılığı sağlayan amaca yönelik bir meşruiyet aracıdır. Günlük idarenin hanlara (özerk boy beylerine) bırakılması, yerel bilgi keşif maliyetlerini minimize eden ve çevresel krizlere karşı sistemin adaptasyon hızını artıran kusursuz bir idari adem-i merkeziyetçi stratejidir. Bu yapı, katı ve dayatmacı bir devlet aygıtına dönüşmek yerine ortak törenin etrafında birleşen rekabetçi ve esnek otoritelerin uyum içinde çalıştığı çok merkezli bir düzen inşa etmiştir.
Mülksüz ve silahsız, Türk olmaz.
Osmanlı'da Özgürlükçükler
B-1 Prens Sabahaddin (13 Şubat 1879 - 30 Haziran 1948)
Sultan II. Abdülhamid'in yeğeni olan Prens Sabahaddin, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde etkili bir düşünür, sosyolog ve siyasetçiydi. Babası Damat Gürcü Halil Rifat Paşa'ydı ve annesi Seniha Sultan üzerinden Osmanlı hanedanına bağlıydı.
Bireysel özgürlükleri ve demokrasiyi savundu.
Ekonomik özgürlükleri ve özel mülkiyeti ve, girişimciliğinin teşvik edilmesini savundu.
İngiliz modelinden esinlendiği bir siyasi adem-i merkeziyetçilik savunuyordu.
B-2 Teşebbüs-ü Şahsi ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti
1902'de ki Jön Türk Kongresi sonrası oluşan bölünmeden sonra Prens Sabahaddin tarafından 1906 yılında Paris'te kuruldu. Cemiyet, Sultan II. Abdülhamid ve İttihat ve Terakki'ye karşı muhalefet etti. Partinin savunduğu görüşler Prens Sabahaddin'in görüşleriyle aynı.
B-3 Osmanlı Ahrar Fırkası
Osmanlı Ahrar Fırkası (OAF), 14 Eylül 1908'de kuruldu. Prens Sabahaddin'in liberal fikirlerinin siyasi uzantısı ve Jön Türkler'in liberal kanadından doğdu. Osmanlı'da liberal muhalefetin ilk organize hali oldular. 1908 seçimlerinde İTC'ye karşı muhalefet ettiler. Parti Osmanlıcılık üzerine kurulu bir Liberal Demokrasi ve Siyasi Adem-i Merkeziyetçiliği savunmaktaydı. 1910'da dağıldılar.
Eleştirim : Prens Sabahaddin’in hedeflediği adem-i merkeziyetçiliğin Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasını önleyeceği düşüncesini gerçekçi bulmuyorum. Zira siyasi adem-i merkeziyetçilik ve federalizm, zaten çözülme sürecine girmiş ve milliyetçilik akımının son derece güçlü hissedildiği bir tarihsel konjonktürde, imparatorluğun daha kolay parçalanmasına zemin hazırlayabilecek bir yönetsel yapılanma ortaya çıkaracaktı. Bunun yerine, merkezin siyasal otoritesinin kesin biçimde zayıflatılmadığı; ancak idari yetki devrinin gerçekleştirildiği bir idari adem-i merkeziyetçilik modeli savunulabilirdi ve bu yapı dönemi şartlarına dayanarak liberal demokrasiyle dengelenmiş olurdu. Sabahaddin, Millî Mücadele döneminde Sevr Antlaşması'nı ve Paris Barış Konferansı'na dayanarak Wilson Prensipleri'ni esas almıştır. Wilson Prensipleri, tüm milletlerin bağımsızlık hakkını savunduğundan, bu yaklaşım Osmanlı Devleti'nden ayrılan milletlerin bağımsızlığını da desteklemek anlamına gelmekte. Dolayısıyla Sabahaddin'in, Türklerin Milli Mücadelesi'ne doğrudan hiçbir destek vermemiştir. Hatta öyle ki, İngilizler, Prens Sabahaddin'i, Damad Ferid'in yerine gerçekten önemli ve etkili bir aktör olarak görselerdi, kendi politikaları doğrultusunda onu desteklemeleri ve yanlarında konumlandırmaları daha olası olurdu.
B-4 Milli Ahrar Fırkası
Prenses Sabahaddin, siyaseten kendisinden farklı grupları da kendisine alıp onları yönlendirmek istemişti. Millî Ahrar Fırkası, 4 Mayıs 1919'da İstanbul'da kuruldu. Damat Ferit'in Sulh ve Selamet-i Osmaniyye Fırkası'ndan, Prens Sabahattin'in Meşrutiyet döneminden beri savunduğu "adem-i merkeziyet ve teşebbüs-i şahsi" çizgisini savunan Sabahaddincileri tasfiye etmesiyle kopan bir grup ve Sabahaddin tarafından kurulan bir partiydi. Bu partinin ideolojik görüşleri Osmanlıcılık, Liberalizm ve Türkçülük karışımı bir yönde eğilimdi denilebilir. Wilson Prensipleri'nin etkisiyle Türklerin çoğunlukta olduğu yerlerde kendi idarelerini sürdürme hakkı fikriyle birleşerek ilk kez "Liberal Türkçülük" minvalinde söylemler ortaya çıkmıştır. Parti de İngiliz yanlısı mandacılık hakim olan görüşlerden biriydi.
Mustafa Kemal Atatürk, Milli Ahrar Fırkası'nın önde gelen Türkçü insanlarıyla görüşmüş ve milliyetçiliğinde gerçekten samimi olan insanları milli mücadeleye yönelterek Milli Ahrar Fırkası'nın zayıflamasına sebep olmuştur. Liberal Milliyetçilik/Türkçülük işte Atatürk'ün katkılarıyla dolaylı olarak daha vatansever ve ihtiyatlı bir hale bürünmüştür. Dostlarım şunu bilin ki benim haklı bulduğum ve tarafını tuttuğum cephe; Mustafa Kemal Atatürk ve Atatürk'ün safına geçen; İsmail Suphi Soysallıoğlu'dur, Abdülkadir Cami Baykurt'tur, Bekir Sami Kunduh'tur ve Celaleddin Arif Bey'dir.
Serbest Cumhuriyet Fırkası (Fethi Bey)
Fethi Okyar’ın Atatürk’ü ziyaret ettiği bir görüşme de Atatürk’ün Fethi Bey’e bir siyasi parti kurma önerisi üzerine Fethi Bey teklifi kabul etmiş ve parti kurma hazırlığına başlamıştır. 9 Ağustos 1930’da Atatürk’e yazdığı bir mektubunda Cumhuriyetçi ve Laiklikçi fakat CHF’nin iktisaden devletçiliğine karşı siyasi bir parti kurmak istediğini belirtmiştir. Atatürk’ün 11 Ağustos 1930’ta Fethi Bey’e verdiği cevabında ise Laik Cumhuriyet esaslarına bağlılığından dolayı memnuniyet duymuş ve partinin kurulmasını uygun bulmuştur. Parti programının hazırlanışında Ahmet Ağaoğlu, Fethi Bey, Nuri Conker, Reşid Galip ve Tahsin Bey bulunmuştur.
İktisaden ılımlı liberal ekonomi savunan SCF'nin parti programında Cumhuriyetçi, Laik ve Milliyetçi oldukaları da yazmakta. Parti programı Atatürk’e sunuldu ve Atatürk’ün isteği üzerine, özel sektörün gücünün yetmeyeceği ekonomik girişimlerin devletin yapmasını öngören hükümler parti programına eklenmenmiştir.
SCF’nin tabanı ise genellikle gayrimemnunlardan oluşuyordu. Parti çatısı altında toplanan grupları şöyle sıralamak mümkündür; Demokratik özlemlerle daha sivil bir toplumun hayata geçirilmesini isteyen aydınlar, Temelinde CHF’li olmakla birlikte İsmet Paşa’ya karşı olanlar, Tüccar, sanayici ve yerel soylu içinden, CHF’nin kararlarına karşı olanlar ya da bunları içlerine sindiremeyenler, Cumhuriyete karşı olanlar, Laik uygulamalara karşı olanlar.
Partinin tabanını oluşturan bu çevrelerin, SCF programını ve açıklamalarını değerlendirmeksizin, yalnızca CHF’ye yönelik tepkileri nedeniyle muhalefet amacıyla partiyi destekledikleri açıktır. İlerleyen süreçte parti hedefleri ile tabanı arasındaki zıtlık ve yaşanan trajik olayların ardından SCF itibarsızlaşmış; üç aylık kısa bir siyasal ömrün sonunda kapanmıştır.
Akın Gazetesi (Ahmet Ağaoğlu)
Ahmet Ağaoğlu, 1933 yılında kısa bir süre varlığını sürdürmüş olan ve toplamda 199 sayı çıkarmış Akın gazetesinde Kemalizm’in modernleşmeci felsefesini, liberal ve demokratik bir perspektiften yorumlamış ve ekonomik liberalizmle sentezleyerek görüşlerini açıkça ve sistematik bir şekilde savunmuştur. Ağaoğlu, bireyin yapamayacağı işlerin devletin üstlenmesi gerektiğini savunmakla birlikte ve sıklıkla İsmet İnönü hükümetinin 1929 Buhranı’ndan sonra ki ılımlı devletçiliğinin terk edilerek tam devletçiliğe geçilmesini eleştirerek serbest piyasayı ve girişimciliği savunmuştur. Akın Gazetesi, Atatürk’ün Ağaoğlu’nu Dolmabahçe Sarayı’nda ki sofrasına davet etmesi ve görüşme de onu doğrudan azarlamasından sonra, Ağaoğlu tarafından kapatılmıştır. :(
bkz: Kapitalist-Cephe
Bayar... ve İspatçılar
C-1 Demokrat Parti (Bayar)
Demokrat Parti ve Bayar, tam anlamıyla liberal olmamakla ve kendilerini liberal olarak tanımlamamakla birlikte, CHP’nin devletçi tek parti yönetimine reaksiyoner bir tepki olarak ortaya çıkması nedeniyle ılımlı liberal politika ve söylemler geliştirmiş yalnızca pragmatik iktidarda kalmaya odaklanan reaksiyoner-muhafazakar bir partidir. Parti programında ve uygulamalarında tamamen liberal ekonomi ve siyaset savunusu yer almamakta olup, Kemalist devletçilik anlayışının etkileri belirli ölçüde devam etmekteydi. Partinin reaksiyoner karakteri göz önünde bulundurulduğunda, özellikle 1954 sonrasında iktidarı kaybetme kaygısıyla iktidarı sürdürebilmek amacıyla anti-liberal, otoriter muhafazakar politikalar geliştirmiş ve otoriter uygulamalara yönelmişlerdir.
Menderes'in ülkeyi sattığı yönünde bir tarihsel revizyonizm var. Ülkemizde Amerika'nın varlığının bu kadar çok hissedilmesinin sebebi, Cumhurbaşkanı ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı İsmet İnönü döneminde Türkiye'nin 12 Temmuz 1947 tarihinde Truman Doktrini'ni kabul etmesi ve 4 Temmuz 1948 tarihinde ise Amerika Birleşik Devletleri ile Ekonomik İşbirliği Anlaşması'nı imzalayarak Marshall Planı'na dahil olmasıdır. O dönemin TSK'si ve İsmet'in CHP'si Amerikancılık yaparken, Bayar hükümeti Amerika'yla hâlihazırda imzalanmış antlaşmalardan sonra Amerika kıskacında kalan ülkeyi, Amerika'yla ülke çıkarları doğrultusunda iş birliği yapmaya yöneltmiştir. Kore Savaşı'nın bitmesiyle birlikte ABD'den Türkiye'ye gelen yardımlar azalmaya başlamıştı. 1954-1956 yılları arasında yaşanan kuraklık sebebiyle tarım gelirleri de azalınca, ekonomi yönetimini büyük oranda bu Marshall yardımlarına göre belirlemiş olan Demokrat Parti iktidarı, hızla büyüyen bir krizle karşı karşıya kaldı. 1950'li yıllarda ekonomik darlığın artık bıçağı kemiğe dayaması sonucunda Türkiye, Sovyetlerle yakınlaşmak zorunda kalmıştır. Menderes Hükümeti'nin Sovyetler Birliği ile temas kurmak istemesinin ekonomik olduğu gibi siyasî sebepleri de vardı. Türkiye'nin Bağdat Paktı'nı birlikte imzaladığı Irak'ın Batı yanlısı Kralı II. Faysal'ın 1958'de Sovyet destekli bir darbeyle öldürülmesi ve ABD'nin Faysal'ı koruyamamış olması, Demokrat Partilileri kaygılandırmaktaydı. "9 Subay Olayı" gibi ordu içerisinde iktidara karşı darbe planlayan bazı cuntaların ortaya çıktığını gösteren örnekler, bu kaygıyı daha da artırıyordu. Menderes, Ruslar ile görüşerek, Irak'takine benzer Sovyet destekli bir darbe olasılığını da engellemek istiyordu. Menderes, Aralık 1959'da ABD Başkanı Dwight Eisenhower'ın Ankara'da büyük törenlerle karşılanmasının beklenen yardımın gelmesine yetmemesi üzerine Türkiye, Sovyetler Birliği ile görüşmeye karar verdi. 13 Ocak 1960'ta ABD'nin Ankara Büyükelçisi, Washington'a Türk hükümetinin Sovyetlerle sık sık ekonomik ve diplomatik açıdan yakınlaştığına dair raporlar sunmuş, 27 Mayıs 1960'ta da darbe olmuştur. DP'nin vaad ettiği demokrasi'den zamanla uzaklaştığı ayrı bir tartışma konusu ama Menderes, oyla seçilmesine rağmen emperyalistler tarafından indirildiği için Demokrasi Şehididir. Bugün 15 Temmuz şehitlerini nasıl anıyorsak Menderes'i de anmalıyız.
Mehmet Eymür - "ABD, 1946'dan beri devletimizin her yerine girdi."
27 Mayıs - Menderes'i Anma Günü
C-2 Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu
Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu, Demokrat Parti’nin (DP) kurucularından biriydi. DP, 1950 seçimleri öncesi basın özgürlüğünü ve demokrasiyi en çok savunan partiydi. İktidara gelince basın yasalarını sıkılaştırdı. Özellikle hakaret ve isnat davalarında gazetecilerin, bir bakan veya kamu görevlisi hakkında yazdıkları iddiayı ispat etme (doğruluğunu kanıtlama) hakkı tanınmıyordu. Yargıtay’ın 1949 tarihli Tevhid-i İçtihad Kararı bunu engelliyordu. Bu durum, yolsuzluk veya usulsüzlük iddialarını araştıran gazetecileri fiilen susturuyordu. Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu parti içi otoriter eğilimler ve özellikle basın özgürlüğü konusundaki vaatlerin tutulmaması nedeniyle Adnan Menderes yönetimiyle ciddi anlaşmazlığa düştü. 11 DP milletvekili 1955 yazında TBMM’ye önerge verdi: “Basına ispat hakkı tanınsın, Yargıtay kararı kaldırılsın.” Önergeyi destekleyenlerin sayısı hızla 19’a (sonra 21’e) çıktı. Bu gruba “İspatçılar” veya “19’lar” dendi. Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu, bu talebin en önde gelen savunucularından biri oldu. “Rejim hâlâ teminatsızdır, teminatsız olduğu için diktatöryadır.” diyerek Menderes’i açıkça eleştirdi. Menderes ise bunu “parti içinde yıkıcı muhalefet” ve “muhalefetle işbirliği” olarak gördü; İspatçıları “DP’ye zarar veriyor” diye suçladı. Ekim 1955’te DP Dördüncü Büyük Kongresi öncesi Genel İdare Kurulu’nda Karaosmanoğlu ve Fethi Çelikbaş dışlandı. Menderes, parti Genel Kurulu’nu Başbakanlık’ta toplayarak Karaosmanoğlu’nu “sürekli muhalefet etmekle” suçladı. Haysiyet Divanı devreye girdi; 12 Ekim 1955’te 9 milletvekilinin ihracı kararlaştırıldı, kalanlar da istifa etti. 15 Ekim 1955 yılında Karaosmanoğlu resmen DP’den ihraç edildi.
C-3 Hürriyet Partisi
İspatçılar/19’lar grubu, 7 Kasım 1955’te ayrı bir parti kurmaya karar verdi. 20 Aralık 1955’te Hürriyet Partisi (HP) resmen kuruldu. Kurucular arasında Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu (genel başkan), Fethi Çelikbaş, Turan Güneş, Ekrem Alican, İbrahim Öktem, Muhlis Ete gibi isimler vardı. Parti programı, “hürriyet ve demokrasi” vurgusuyla liberalizmin özgün ve temel ilkelerine sadık kalarak, demokrasiyi ondan ayrılmaz bir siyasal ilke bütünü olarak savunmuşlardır. Kuruluş amacı açıkça şuydu: Basın özgürlüğü ve ispat hakkını savunmak, DP’nin otoriterleşmesine karşı liberal-demokratik alternatif olmak, anayasal reformlar (nispi temsil, Anayasa Mahkemesi, üniversite özerkliği, yargı bağımsızlığı, çift meclis) istemek.
HP, 1957 seçimlerinde %3,8 oy aldı (Burdur’dan 4 milletvekili), ana muhalefet konumuna yükseldi ama uzun ömürlü olmadı. 24 Kasım 1958’de kendi kararıyla feshedildi; üyelerinin çoğu CHP’ye geçti (Karaosmanoğlu da dahil). Karaosmanoğlu 1961-1965 arası CHP milletvekili ve Kurucu Meclis üyesi oldu.
Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti
Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti (HFYC), Prof. Ali Fuad Başgil tarafından 1 Ekim 1947 tarihinde kurulmuş olup, Ahmet Emin Yalman da cemiyetin fikir öncülerinden ve kurucularından biriydi. Cemiyet, siyasete doğrudan karışmaksızın her türlü totaliter gidişe ve taassuba karşı çıkmak; bireysel özgürlüğü, demokratik devleti, anayasal yönetimi ve serbest piyasa ekonomisi gibi liberal fikirleri savunmak ve yaymak amacıyla Türkiye'de ki ilk özgürlükçü sivil toplum hareketi olarak ortaya çıktı. Hür Fikirler Mecmuası, HFYC'nin yayın organıydı ve Kasım 1948 - Eylül 1949 arasında toplam 11 sayı yayımlanmıştır. Cemiyet, 1949'da yayımladığı "Türkçe Meselesi" başlıklı bildiriyle, CHF'nin tek parti döneminde uyguladığı Türk Dil Devrimi'ne yönelik eleştiriler yöneltmiş; dilin zorla sadeleştirilmesinin vatandaşlık hak ve hürriyetlerine aykırı olduğunu savunmuştur.
Eleştirim: Dil Devrimi, modern ulus-devletinin inşası açısından Türk Devriminin en önemli dayanaklarından birisidir, modern Türk Devriminin ulus-devlet yapısının inşaasının gerçekleşmesi için gerekliydi.
Ahmet Emin Yalman'ın ısrarıyla Cemiyet, Nisan 1950'de "Din ve Laiklik" konulu kamuya açık bir toplantı düzenledi. Bu toplantıda Ali Fuad Başgil ile Ahmet Emin Yalman arasında ciddi bir görüş ayrılığı çıktı: Yalman, dinin dünya işlerinden tamamen ayrılması yönünde görüş belirtirken, Başgil buna karşı çıktı; din ve vicdan hürriyetinin kısıtlanmamasının yanlış olduğunu vurguladı. Tartışma nahoş bir üsluba evrildi ve Başgil, cemiyetten bir daha dönmemek üzere istifa etti. Bu ayrılık, cemiyetin entelektüel ağırlığını ve etkinliğini büyük ölçüde kaybetmesine yol açtı; faaliyetleri azaldı ve kısa sürede fiilen etkisiz hale geldi.
Ahmet Emin Yalman, 1952'de laiklikçi yazı ve söylemlerinden dolayı Malatya'da bir grup tarafından silahlı saldırıya uğradı, ağır yaralandı ancak hayatta kaldı. Ahmet Emin Yalman, Demokrat Parti’nin ılımlı liberal politikalarını olumlu buluyordu fakat 1954 yılı sonrasında ise partinin anti-liberal, otoriter muhafazakar politikalarını sert bir şekilde eleştirmiştir.
22 Kasım - Malatya Suikasti'ni Anma Günü
Düşüncem : Ahmet Emin Yalman'ın bir liberal olmasına rağmen Türk laikliği konusunda ki tutumu ve yaşadığı bu ölüm tehlikesi, Türk liberallerinin çağdaş cumhuriyet ve insanlık açısından laikliğin ne kadar hayati bir öneme sahip olduğunu daha iyi anlamalarına yardımcı olacaktır.
Anavatan Partisi (Özal)
ANAP ve Özal, solcu medya da anlatıldığı gibi “liberal” değildir. popülist-muhafazakar ve solcu reformist gelenekten beslenen neoliberal ekonomi politikalarını savunmuşlardır. Özal’ın ekonomi de uyguladığı bazı neoliberal politikalar aynı Demokrat Parti'nin erken dönemlerinde ki gibi ılımlı liberal ilkelerle örtüşüyor olabilir ancak bunları da sınırlı düzeyde hayata geçirmiştir.
Özal, iktidara gelir gelmez 24 Ocak kararlarıyla “Yetki Kanunu” ile yasama sürecini by-pass etmiştir bu saye de reformları parlamento ve halkın egemenliği yerine yürütmenin keyfi iradesiyle şekillendirmiştir. Bu Liberalizm'in yasama yürütme ve yargı'nın bağımsızlığını vurguladığı Hukukun Üstünlüğü ilkesine aykırıdır. Özal hükümeti, iktidarda bulunduğu tüm dönem boyunca giderek artan bütçe açıkları vermiştir. Bütçe açıkları dış borçlanma ve özelleştirme gelirleri aracılığıyla finanse edilmeye çalışılmış ancak bu finansman yapısı sürdürülemez bir borç yükü ve sıcak para bağımlılığına yol açmıştır. Özal'ın, özelleştirme süreçleri adil ve eşitlikçi olmamıştır. Çoğu kamu kurumu kapalı pazarlıklarla gerçek değerlerinin altında satıldı ve ihaleler de belirli şirketler kayrılarak ahbap-çavuş kapitalizmi yapılmıştır. Bunlar liberalizm'in hedeflediği serbest piyasa şeffaflık, ve hukuki eşitlik ilkeleriyle örtüşmemektedir. Bu mali disiplinsizlik yüzünden oluşan borçlanma nedeniyle artan vergilere karşı liberalizmin sınırlı devlet sonucu öngördüğü düşük vergilendirme hedefi sosyal devletin harcama yapısı korunarak vergi indirimleri yoluyla uygulanmak istenmiştir. Bu borçlanmayı daha da artırarak bütçe açıklarının kapatılmasını zorlaştırmıştır. Özal bürokratik kademelere yandaşlarını koymuş ve devlet yönetim kademeleri siyasi otoritesiyle iç içe geçirmiştir. Liberalizm’de bürokrasinin temel işlevi, etkinlik ve liyakat esaslarına dayanan bir yönetim yapılanması aracılığıyla hukukun üstünlüğünü uygulanmasını sağlamak ve bu uygulamanın kurumsal sürekliliğini temin etmektir.
5 Şubat - Adnan Kahveci'yi Anma Günü
En can alıcı kısmıysa Özal'ın, PKK terör örgütü sorunu konusunda Bitlis'ten bir rapor istemesi, raporu alması ve hatta Bitlis'le görüştükten sonra bu raporu Amerika ile paylaşmasıdır. Özal, PKK konusunda yeterli karşıtlığı göstermemiştir.
17 Şubat - Eşref Bitlis'i Anma Günü
Yakın Geçmiş ve Günümüz
Ç-1 Liberal Düşünce Topluluğu
Atilla Yayla ile Mustafa Erdoğan'ın 26 Aralık 1992 yılında Ankara'da informel kuruculuğunu yaptıkları Liberal Düşünce Topluluğu, Dernek olarak kuruluşunu ise, 1 Nisan 1994'te tamamladı ve bu tarihten itibaren faaliyetlerine resmen başladı. Amprik-Evrimci Klasik Liberal ve Hayekçi Avusturyan İktisatçısı bir çizgidedir ve liberalizm'in Türkiye'de tanıtmak, yaymak ve geliştirmek amacıyla kurulmuştur. Dernek, aktif politikayla ilgilenmemekte ve partilere karşı bağımsızdır.
Ç-2 Özgürlük Araştırmaları Derneği
Mustafa Erdoğan, Liberal Düşünce Topluluğu’ndan (LDT) 2014 yılında bir grup arkadaşıyla birlikte ayrılarak Özgürlük Araştırmaları Derneği’ni (ÖAD) kurmuştur. Ayrılan grup, LDT’nin klasik liberal ilkelere sadık kalmadığını ve kurumsal olarak siyasi partilere tarafsız kalma ilkesini benimsemiş olmasına rağmen malum partiye fazla yakınlaştığını düşünüyordu. Özellikle hükümetin özgürlükleri kısıtlayan uygulamalarına karşı yeterince ses çıkarmadığını savunuyorlardı. Mustafa Erdoğan, malum partinin özgürlük ve demokrasiden uzaklaşmasını sertçe eleştirdi. Gezi’yi meşru bir tepki olarak gördü ve hükümetin şiddetini kınadı. Liberalizmin evrensel ilkelerini ön plana çıkararak siyasetten uzak durmayı savundu; Yayla’nın tutumunu ise pragmatik ve ilkesiz bulmuştur.
Düşüncem : Ben hem gezi eylemlerini haklı buluyorum hem de saraçhane eylemlerini fiilen destekledim.
Ç-3 Liberal Demokrat Parti (Tibuk)
Liberal Demokrat Parti (LDP), 26 Temmuz 1994 tarihinde Besim Tibuk tarafından kurulmuş liberal bir siyasi partidir. Günümüzde faaliyetlerini hala sürdürmektedir. Sayın Tibuk'un genel başkan olduğu dönem "cumhuriyeti koruma" adı altında yürütülen askeri vesayete duyulan tepki nedeniyle cumhuriyet presibini bilinçli olarak vurgulamaktan kaçınmış ve göz ardı etmiştir. Kitlesel bir desteğe ihtiyaç duyan partinin halk egemenliğini gözetmeyen bu tutumu ve Türkiye'de liberal düşüncenin teorik zeminini inşa etmek amacıyla Cumhuriyet tarihine tarihsel-bağlamsal çözümlemeden uzak yalnızca dar bir ideolojik açıdan değerlendirme yaparak eleştiriler yapması uzun vade de kronik sonuçlara sebep doğurmuştur. Etkisi günümüzde toplumsal gerçeklikten kopuk bir liberal profilin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
Düşüncem : Osmanlı, muhafazakar ve geri kalmış bir devletti. Osmanlı’da dini yapı; aile, eğitim, kadın-erkek ilişkileri, mimari, giyim-kuşam gibi alanların hepsini dini tahakküm altına alarak bireyi köleleştirmiştir. Çocukluktan itibaren birey gelişememiştir. Batı’nın ilerlemesi, bireyi güçlendiren laik yapıdan kaynaklanmaktaydı. Türkiye’de liberal laiklik uygulanırsa “din hürriyeti” adı altında din siyasî hâkimiyet kuracaktır ve gerici çevrelerin elinde kalarak toplumu geriletecektir. Türk laikliği bireysel özgürlüğün ön şartıdır, Liberal laiklik ise “sahte bireycilik” üretir. Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte din'in, devlet, siyaset ve dünya işlerinden çıkarılmasıyla Türk milleti, ortaçağ karanlığından kurtarılmıştır. Türk laikliği; din ve vicdan hürriyeti, hukuki eşitlik ve modern ulus-devletini güvence altına almaktadır. Türk milletinin cumhuriyetini, ruhban sınıfının siyasal iktidarına karşı koruyan demokratik bir kalkandır.
Sayın Tibuk'ta, LDP Genel Başkanlığı görevinden 2002 yılında istifa ettikten sonra 2008 yılında konuk olduğu bir televizyon programında Liberal Laiklik konusunda görüşlerinin değiştiğini ifade etmiştir.
Ampül Partisi (Uzunadam)
Malum parti, iktidar olduğu tüm süreç boyunca hiçbir liberal kritere uymamış aksine popülist-muhafazakar çizgisinden şaşmamış planlı bir parti olmuştur. Başlangıçta reformist gibi görünen parti zamanla kurumları kontrol altına alarak gerçek anti-liberal, otoriter muhafazakar yüzünü göstermiştir. Bu sözde reformist tutumu bazı liberal kesimlerin malum partiye pragmatik yaklaşımları nedeniyle eleştirel mesafeyi koruyamamış ancak 2007'den sonra Uzunadamın otoriterleşmesi ve konuşmalarında liberallere "elit" diyerek dışlaması liberal tayfa da büyük hayal kırıklığı yaratmıştır. Liberal International, 2000'lerin başında malum partiyi reformist ve liberal reformlar yapan bir parti olarak görerek gözlemci üyeliğe davet etmişti fakat malum parti bunu reddetmişti, O'nun yerine Avrupa Muhafazakarlar ve Reformcular İttifakı'na katıldılar ancak malum partinin otoriterleşmesi nedeniyle diğer üye partiler tarafından istenmemeye başlanmış ve üyeliği 2018'de sona ermiştir. Günümüz de ise malum partiyi Liberal International'da kesinlikle istememektedir. Bu metinler, herhangi bir siyasi partiyi hedef almamaktadır veya ima etmemektedir.